Güneş Işınları ve Derimiz


Güneş, ısı ve ışık enerjisi ile yeryüzündeki yaşamın kaynağıdır. Dünyamız, güneş ile arasındaki kritik uzaklık, kendi ekseni etrafında belli bir hızda ve eğim ile dönüşü, Güneş etrafındaki devrimini ve tüm güneş sisteminin hareketleri ile yaşam içim optimal koşulların oluştuğu ve sürdüğü olağanüstü bir gezegendir.

Dünyamız dışında yaşam olasılığı bulunsa da bu güne kadar başka bir gezegen veya güneş sisteminde yaşam izi bulunamamıştır. Dünyamız, son derece duyarlı bir dengeler sistemi ile üzerinde yaşayan milyonlarca değişik canlı türünün varlığını sürdürmesinş sağlamaktadır.

Yeryüzündeki ya da okyanuslardaki ortalama ısının sadece birkaç derece artması ya da azalması birkaç yüz veya birkaç bin canlı türünün yok olmasına neden olabilir. Benzer şekilde son günlerde gündeme gelen ve Dünya’nın manyetik merkezinin yer değiştirmesi ile ancak çok hassas aygıtlarla ölçülebilen dönüş hızındaki yavaşlamanın canlı türleri ve iklim kuşakları üzerine etkileri henüz bilinmemektedir. Güneş adını verdiğimiz ışlının ısıması ve bu ışının yeryüzüne ulaşan bölümü ile ilgili değişmeler de Dünya üzerindeki yaşamın kaderini değiştirecek boyutlarda etkilemektedir. Güneşin ışımasına solar radyasyon diyoruz. Solar radyasyon bir çok farlı ışınım tipinden meydana geliyor. Bunların sadece küçük bir kısmını biz ışık olarak görüyoruz ( görünen ışık spektrumu). Çoğunu göz ile göremiyoruz ancak bu ışınımlar bizi, tüm diğer canlıları olduğu gibi etkiliyor. Kozmik ışınlar, gamma ışınları, X ışınları, ultraviole ışınları ve kızıl ötesi ışınlar, bu ışınımların diğer bölümlerini oluşturur. Gündelik yaşantımızda bu ışın tiplerinin isimleriniş duymuşsunuzdur. Örneğin X ışınları ve ultraviole.

Ultraviole ışınları ultraviole, mor ötesi olarak adlandırılan ışınım tipidir. Ultraviole radyasyonu (UVR) olarak tanımlamak daha doğru olacaktır çünkü bu ışınlar görünür ışınlar değildir.
UVR üç tipte ayrılmaktadır;
Kısa dalga boylu UVR:UVC
Orta dalga boylu UVR:UVB
Uzun dalga boylu UVR:UVA

Kısa dalga boylu UVC’nin tamamı atmosferdeki ozon tabakası tarafından emilmektedir. Bu nedenle yer yüzüne ulaşamaz. İyiki de ulaşamaz çünkü: UVC yaşanla bağdaşamaz, günümüzde yapay UV kaynaklarından üretilen UVC canlılar üzerindeki öldürücü etkisi nedeni ile sterilizasyon ve dezenfeksiyon amacı ile kullanılmaktadır.

Peki gelecekte Atmosferdeki ozon deliği büyüdükçe Güneş kaynaklı UVC yeryüzüne ulaşmaya başlarsa ne olacak?

Ozon tabakası nedir?
Dünyamızı saran gaz kitlesine atmosfer diyoruz. Atmosferin değişik oranlarda gazlar içeren farklı tabakaları vardır. Stratosfer tabakasında bulunan ve ozon tabakası olarak da bilinen gaz bileşimi UVR’nunu süzmeketedir. Böylece zararlı oalbilecek yüksek miktardaki UV özellikle de B ve C daha yeryüzüne ulaşmadan emilerek ve süzülerek bu tabaka tarafından tutulmaktadır. Insan yapısını gazlar sanayi ve günlük yaaşamdaki kullanımlar sonucu atmosfere karışmaya başladıktan sonra ozon tabakasında incelme, hatta antartika ıtası üzerinde ozon deliği tabir edilen tam bir eksilme oluşmuştur. Koruyucu üst ozon tabakasını bozan bu gazlartemel olarak; soğutucu sistemler, havalandırma sistemleri, aeresoller, yangın söndürme sistemleri yalıtım endüstrisinde kullanılmaktadır. Koruyucu üst ozondaki incelme ilk olarak 70’li yılların sonralarında fark edilmiştir. Antartika üzerindeki ozon tabakasında 1983’den beri %50’nin üzerinde azalma meydana gelmiştir. Önlem alınmadığı taktirde, bu yüz yılın sonunda atmosferdeki ozon azalmasını %40’ ı, aşacağı öngörülmektedir.

Ozon azalmasının olası sonuçları nelerdir?
Bitki örtüsü üzerine etkiler: Atmosferdeki ozon dengesinin bozulması bir çok bitki ve ağaç türünün büyümesini önleyebilir, tarlalarda ürün verimini azaltabilir, hatta bazı b,itkileri tamamen öldürebilir. Orta Avrupa ve İngiltere’de ormanlardaki ağaç ölümlerinden ve tarla verimsizliğinden artan UVB radyasyonunun sorunlu olduğu bildirilmektedir. Okyanuslardaki ekosistem üzerine etkiler: Bazı plankton tipleri UV’ye çok duyarlıdır. Artan UVR nedeni ile planktonların ölmesi hem denizlerdekiş besin zincirini bozar, hem de azalan fotosentez nedeni ile global ısnınmayı arttırır.

Insan organizması üzerine olası etkiler: Artan miktarlarda UVR’na maruz aklınması erken deri yaşlanması, deri kanseri ve katarakt oluşumunu belirgin biçimde artıracaktır.

Erken deri yaşlanması nedir?
Yaşlanma süreci aslında yaşama sürecinin kendisidir ve doğumla birlikte başlar. Kaçınılmaz ve doğal bir süreç olan kronolojik yaşlanmayı durdurmak bugün için mümkün görünmemektedir. Öte yandan, erken deri yaşlanması olarak da adlandırılan foto yaşlanma temel olarak Uv etkisi ile ortaya çıkmaktadır. UV’nin yıllar boyunca deri de yaptığı yıpranma, sürekli UV’ye maruz kalan kişilerin kronolojik yaşlarından daha ileri bir yaşta görünmelerine yol açmaktadır.

Erken deri yaşlanması; gerek mesleki nedenlerle sürekli dış ortamlarda bulunan çiftçi, köylü, denizci gibi meslek gruplerında, gerekse de güneşlenmeyi alışkanlık haline getiren kişilerde ortaya çıkmaktadır.

Erken deri yaşlanması belirtileri şunlardır: Güneş lekeleri, artan deri kuruluğuna bağlı ince kırışıklıklar, mimik kaslarının hareket yönünde derin hatlar, genişlemiş yüzeysel damarlar, deride sarımsı ve kaba görünüm, siyah noktalar, kılcal damar çatlamaları ve deride alacalı görünüm.


UVR ve deri kanseri oluşumu
Uzun yıllar süren UV hasarının deri kanseri oluşumundaki en önemli faktör olduğu öteden beri bilinmektedir. Deri kanserinin çok büyük bir bölümünün, ileri yaşlarda ve hemen daima güneş hasarı olan vücut bölgelerinde ortaya çıkması bunun en önemli kanıtıdır.sadece uzun süreli ve sğrekli UV hasarının değil, özellikle çocukluk çağında şiddetli yanığının da, ileri yaşlarda deri kanseri oluşumunu yatkınloık meydana getirdiğidaha sonraları anlaşılmıştır. Güneş ışığının oluşturduğu yıpranma, büyük ölçüde vücut tarafından onarılır, ancak onarılamayan az sayıda hatalı hücrelerin çoğalması dari kanserini meydana meydana getirmektedir. Güneş ışığı ayrıca bağışıklık sistemini de baskılayarak bu oluşumu kolaylaştırmaktadır.

Atmosferde son 20 yılda ortaya çıkan ve devam eden değişiklikler göz önüne alındığında, 2050 yıllarında deri kanseri sayısında çok büyük artışlar olacağı ön görülmektedir.

UV’DEN KORUNMA:FOTOPROTEKSİYON
UV nin zararlı etkilerinden korunma ancak bilinçli fotoproteksiyon ile olabilir.günümüzde uv ışınlarını süzen,yansıtan veya emen bir çok madde bulunmakta ve bunlar güneşten koruyucular, sunbloklar,gün örtülerinin yapısında bulunmaktadırç.üneşten koruyucuların koruyucu güçleri SPF:sun protection factor olarak bilinen bir rakamsal değer ile ifade edilir.SPF:bir bireyin o koruyucuyu kullandığı takdirde,normale oranla kaç kat daha fazla uv ye maruz kaldığında kızarıklık oluşacağını gösteren oransal bir rakamdır.Yani güneşten koruyucuların datam olarak UV' yi engellemesi mümkün değildir, ancak bir miktar(SPF)koruma sağlamaktadırlar. Güneşten koruyucuların hem UVA hem de UVB yi engellemsi gerekir. Koruyucu güneş altında iken değil,dış ortama çıkmadan 15_20 dk.önce uygulanmalıdır. Terleme, sürtünme, duş deniz,havuz suyu ve zamanla koruyuculuk etkisi azalır ve ortadan kalkar.Kullanılan koruyucunun tipine ve kullanılan ortama bağlı olarak koruyucunun saatte yenilenmesi gerekir.bir kez sürmek yeterli değildir.bebek ve çoçuklar en çok korunması gereken kişilerdir.Sadece güneşten koruyucu preparatlar yeterli değildir, şapka ve giysiler de korunmada önemlidir. Bulutlu bir günde bile UV' nin tamama yakını yeryüzüne ulaşır. Deniz, göl yüzeyi, kar, kum gibi yansıtıcı yüzeyler alınan UV miktarını bir kaç kat arttırabilirler. Koruyucu sürerek güneşlenmek bir mantık hatasıdır. Koruyucunun SPF gücü, kişinin deri tipi, yaşı ve kullanılacak deri alanına göre seçilmelidir. Koruyucu faktör içermeyen yağlar deriye uygulandıklarında, derinin ışın geçirgenliğini artırarak daha kısa sürede, daha fazla hasarlanmaya(bronzlaşmaya)yol açar.

GÜNEŞSİZ BRONZLAŞTIRICILAR
UV etkisi ile ve çok büyük bir bedel ödeme pahasına elde edilen bronz görünüm, hiç şüphesiz ki estetik ve sağlıklı bir görünümdür. Ancak sadece görünümde. Aynı kozmetik sonucu, UV hasarına maruz kalmadan elde edilebilmenin yolu güneşsiz bronzlaştırıcıların kullanılmasıdır. Mutlak bronz bir görünüm isteyenler için tehlikesiz bir yöntem olarak önerilebilir.

SOLARYUM KULLANIMI
Bir çok ülkede solaryum kullanımı kısıtlanmış hatta yasaklanması gündeme gelmiştir. Solaryum yapay bir UV kaynağıdır. Farklı UV tipleri ile kanserojen olmadığı ileri sürülen solaryum tiplerinden bahsedilmekte ise de bu gerçekleri tam olarak yansıtmaktadır.
Tıpkı sigara içmek gibi güneşlenmek ve solaryum kullanımı da kişisel tercihlere dayanan kişisel kararlardır. Ancak kişilerin bu tercihlerinin sağlık açısından risklerini ve bedelini iyi bilerek karar vermelerini sağlamak toplumsal bir sorumluluktur